Skip to content

Şubat 22, 2013

YAZIYORUZ

Mayıs 3, 2011
Sevgili Tırsak Külkedisi beni mimlemiş;Bir blog hikayeniz var mı?
 

Öncelikle kendisine çok teşekkür ediyorum.Daha önceleri bu konuya birkaç kez değinmiştim.Hemen eski yazılarımdan birkaç derleme yapıp mim sorusunun cevabını vermiş olayım.

09.08.2009 tarihli “Neden Yazıyorum?” başlıklı yazımdan;

“100 ün üzerinde yazı ve bir yılı aşkın bir süre…bir güzel çift in miladını bilirsiniz.Birbirimizden uzakta olduğumuz geçmiş zamanlarda Ali hediye etmişti bu blogu sanal aleme🙂 Önceleri birlikte yazdık… kimi zaman bir sabah blogu açınca Ali nin yazısı karşıladı beni, kimi zaman da benim yazılarım ona sürpriz oldu.
Uzun zaman önce Ali yazmayı bıraktı. “Nasıl olsa artık yanımdasın söylemek istediklerimi gözlerinin içine bakarak söylemeyi tercih ediyorum” der oldu.Yazmak istediği zamansa küçük bir kağıt parçasındaki harika cümleleri beni ya kahvaltı masasında yahutta hiç beklemediğim bir zamanda bir cafede,en sevdiğim elbisemin cebinde,yazılı kağıtlarımın arasında,ders kitaplarımın bir sayfasında buluyor beni…
Zamanla bir çok arkadaşım blog dünyasına katıldı.Telefonda ya da msn de “bu gün ne oldu biliyor musun?” diye başlayan cümlelerimizin yerini “bloga yazdım okusana” lar almaya başladı.Ayrı ayrı herkese anlatmaktansa “ben yazdım siz ordan okuyun” oldu.Kolay iş valla :)”

01.09.2009 tarihli “Etki-tepki Meselesi” başlıklı yazımdan;

“Şimdi ben bir süre ortadan kaybolsam ki kaybolmamda yazmaya vakit bulamasam hemen ‘nerdesiniz?’, ‘neden yazmıyorsunuz?’,’hadi ama merakla bekliyoruz…’ tarzında yorum ve mailler geliyor ya işte o zaman ben kendimi yazmakla sorumlu hissediyorum.Arayı uzattığım zaman ise ‘bak işte gördün mü yine soracaklar neden yazmadın diye’ diyerekten kendime kızıyorum J tuhaf değil mi? Bence tuhaf ama web günlüğü yazmaya kalkınca ben oturayım bir şeyleri bloglayayım deyince, işte bunlar kaçınılmaz oluyor…Sayfamızı sahiplenip sevenlere buradan yürekten teşekkürler.Ama sevmek-sahiplenmek başka bir şey yazarın cümlelerine karışmak, ‘öyle yazma böyle yaz’ demek başka bir şey.bunları birbirine karıştırmamak lazım değil mi?
 İlk başlarda birazcık olsun hasret dindirmek adına açılan bu blog zamanla bir çok okuyucu ile büyüdükçe büyüdü.Ve haliyle bu büyüme karşısında bir güzel çiftte kelimelerini daha bir özenle seçmeye başladı.Nazar dedik,aman(!) dedik sınırladık yazdıklarımızı.Ama ‘olsun’ dedi sevgili okur ‘olsun biz aşkı gözünden tanırız ve maşallah demeden geçmeyiz’ .Hayatımızın kıyısından köşesinden bu sayfaya yansıyanları okuyup ‘maşallah’ını esirgemediğin için teşekkürler sevgili okur.
 Kişisel bir web günlüğü işte bizimkide…okuyanla aramızdaki ise bir etki-tepki meselesi… Her davranışımız,ekrana yansıyan her cümlemiz ulaştığı zihinler ve yüreklerde bir yer bulur,bir anlam yüklenir ve nihayetinde bize geri döner.Dönüp gelenler, bizim gönderdiklerimizin yorumlanıp geri gönderilmiş halinden başka bir şey değildir aslında.Dedim ya bu bir ‘etki-tepki’ meselesidir.Bu prensibi aklımızdan çıkarmadan yapılması gereken doğru davranmaktır.E bu noktada önemli olanda doğru davranışın hangisi olduğunu tesbit etmektir.Herkesin doğrusu bir olmuyor çoğu zaman ve doğrularımız bir değil diye de saldırganlaşmak olacak iş değil.Bir web günlüğü sahibi olanlar iyi bilirler;sen ne yaparsan yap,ne söylersen söyle söylemek istediklerin karşı tarafın anladığı kadardır ancak.O yüzden ya karşı tarafın ne anladığına dikkat edeceksin yada aklına geleni içinden geldiği gibi yazacaksın.
Samimiyet önemli…samimi blog yazılarını okumayı seviyorum ve onların içtenliklerini destekliyorum.Kimi zaman ‘artık bıraksam yazmayı’ dediğimde onların o samimiyetleri yetişiyor imdadıma ki yazmak bir tutku öyle kolay vazgeçilmiyor.”

İşte böyle…bu blogun hikayesi Ali ve Ayşenur’un birbirinden uzakta geçen günlerinde başladı ve bugüne kadar sürdü,sürmekte🙂 bende hemen mimdireyim birilerini;

Bir Avuç Hayat
Meyra

Bu arada haftasonu yine Çandarlı’ya kaçtık.Haftasonu maceralarımızı da anlatacağım ama önce Çandarlı da objektifimize takılanlardan birkaç örnek;

 

 

Neşeniz bol olsun…

KİTAP SEPETİM :))

Nisan 29, 2011

Haftaya yorgun başlamıştım hatırlarsanız grip nedeniyle.Ve haftayı yorgun bitiriyorum…Bu hafta bana iki nöbet denk gelmiş biri pazartesi biri de Cuma.Şansa bak! Neyse bitti geçti gitti🙂 Çok şükür hastalıkta geçip gitti, en azından ben öyle umuyorum ve kendimi çok daha iyi hissediyorum.

Derslerim erken bittiği için eve geldiğimde mutlaka yapacak işlerim olur.Ama bu hastalık nedeniyle ilaçlarımı içip yatmam tembihlendiği için –sevgili tarafından- akşama kadar yattım bende🙂 Öyle boş boş yatmak olmuyor tabi insanın canı sıkılıyor.Önceleri kumandayı aldım elime ama ne tv deki görüntüler ne de ses iyi gelmedi bana.Hemen canım kitaplarım koştu imdadıma.Tüm kitaplarımız çalışma odamızda ama yakın zamanda okunacaklar için yanıbaşımıza bir kitap sepeti oluşturuverdik biz.Çoook önceleri aldığımız ve ilaç sepeti olarak kullandığımız minik sepetin işlevini değiştiriverdik.Yanıbaşımızın kitap sepetçiği oldu kendileri,iyi de oldu.Bab-ı Esrar’dan sonra bir A.Ali Ural (Resimde Görünmeyen) okudum.Şimdide elimde İstanbul Hatırası var,sürükleyip duruyor beni🙂 Bu kitabı ve birkaç tanesini daha sevdicek bana taa aralık ayında hediye etmişti hatırlarsınız.Benim bu kitabı bu kadar bekletmemin nedeni ise mayısta bize İstanbul yollarının gözükmesidir.Yıllarımın geçtiği şehri bir de Ahmet Ümit gözüyle izlemek gerek…

Başucu kitaplarımı bu sefer iyi depoladım.Halihazırda okunmayı bekleyen onbir adet kitap daha var.Ve şimdilik elimdeki kitap biterse ne okurum telaşına düşmeden keyifle okuyorum :)Ve bu haftasonu da okumalarımıza dalga sesleri,kuş cıvıltıları eşlik etsin istiyorum…
Neşeniz bol olsun…

RENKLİ TABURELERİMİZ :)

Nisan 26, 2011

Pazar günü yorgun-bitkin bir halde uyandığımda anladım;grip kapıda!Ona rağmen erkenden kalkıp sınava gittim.Sınav salonunda aşırı derece üşüyüp,soruların kimisini çift görmeye başlayınca durumumun vahametini kavradım.Akşama doğru belirtiler başladı;burun akıntısı,hafif baş ağrısı,göz yaşarması,hapşırık🙂 Ona rağmen evde duramadım “aman bak daha çok üşürsün,daha fena olursun”ları dinlemeyip “ben iyiyim yaa sadece burnum akıyo azcık,geçer” dedim🙂 Geçmedi tabiki de hala çok fenayım…Hem geçmedi hem de durup dururken alış-veriş yaptım.Dantelli-tüllü detayların büyüsüne kapılıp giyim alış-verişinin hiçte mantıklı olmadığı şu zamanda bi kaç parça kaptım.Yine renklerin ciciliğine dayanamayıp evimize yeni bir şeyler aldım.Bknz:foto…Taburelerimiz çok tatlı ama🙂

Ben yine Orhan Veli misali “beni bu (güzel?) havalar mahvetti” serzenişlerine girmeden birkaç ara nağme gireyim en iyisi;
Yazım yanlışları konusunda oldukça hassasım.Aynı şey telaffuz için de geçerli.Ha hassasım demek ‘ben hiç yanlış yazmam,yanlış konuşmam’ anlamına gelmez.Elbet benimde yanlış yazdığım şeyler vardır.Ama biraz daha fazla dikkatliyim diyelim.Çoğu zaman buraya yazarken aklıma takılan kelimeler oluyor.Mesela bu kelimenin doğru yazılışı nasıldır?,şu kelime nerden gelmiş nereye gidiyordur?,o deyimin aslı nedir? Gibi bir çok şeye takılıp kalıyorum.İşte o zaman imdadıma TDK yetişiyor sağolsun.Kimi konularda Tdk çılar bile mutabık olamasalar da ben seviyorum TDK yı.Mesela bugün nelere baktım;

Grip;isim, tıp-Fransızca grippe; Yorgunluk, kırıklık, kas ağrıları, ateş vb. belirtileri olan, bulaşıcı, salgın hastalık, paçavra hastalığı, enflüanza.(TDK)

vehamet diye bilirdim vahamet imiş.Vahamet; Güçlük, korkulacak tehlikeli durum: “İşin aramızda mutlak bir ayrılıkla halledilmesi lazım gelecek derecede vahameti olmadığını anlıyorum.” -H. C. Yalçın.(TDK)

hapşırmak;Aksırmak:”Aksi gibi benim hiç durmadan esneyeceğim geliyor, hapşırmak istiyordum.”- Ö. Seyfettin.(TDK)

Ayrıca TDK nın sayfasında parmak alfabesine de yer veriliyor.Oldukça ilgi çekici ve yararlı.Merak edenler tık tık.

Neşeniz bol olsun…

RENGARENK

Nisan 22, 2011

 

 

 

Bugün okulumuzun bahçesi tam anlamıyla renk cümbüşüne dönüştü.23 Nisan’ı bugünden kutladık biz.Tam anlamıyla kutlama oldu ama🙂 Minikler rengarenk kostümleri ile gülümsettiler bizleri de ailelerini de…Ve fotoğrafçılık kulübü rehber öğretmeni olarak bana da bu güzellikleri fotoğraflamak düştü.Yüzlerce fotoğraf çektim ve şuan oturduğumda anladım;çoook yorulmuşum🙂

Neşeniz bol olsun…

YENİDEN AÇMAK

Nisan 21, 2011

 
Şurada bahsi geçen kocaman kıpkırmızı yapraklı,nazlı Atatürk çiçeğimi hatırlarsınız.O çiçek uzun zaman önce güzelim kırmızı yapraklarını dökmüştü.Hatta kırmızılar değil yeşil yaprakları da dökülmüş sadece kurumaya yüz tutmuş dalları kalmıştı geriye.Çiçekçinin söylediği her şeyi uygulamama rağmen tüm yapraklar attı kendini toprağa.Çiçeğimin yapraksız dallarını görenler “bu çiçek ölmüş,at bunu” dedilerse de elim atmaya varmadı bir türlü.İyiki de atmamışım🙂 Geçen gün tesadüfen fark ettim dallardan fışkıran minik yaprakları.Bendeki sevinci görmeliydiniz ama🙂 Hatta az önce yine baktım yapraklar daha bir büyümüş ve yeni bir sürü minik yaprak uyanmış…Demek ki Atatürk çiçeğinin zamanı gelmiş…
 
Neşeniz bol olsun…

KİTAPLIK DÜZENLEMECE :)

Nisan 21, 2011

İki gündür yağmurla uyanıyoruz.Sabahları şakır şakır yağan yağmur öğlene doğru hız kesip kayboluyor.Geriye taze toprak kokusu,gri bulutlar,camlarda,bitki dallarında biriken damlacıklar kalıyor.Bugün üç saat ders yaptım ve son dersimi müdür yardımcımıza emanet edip acil bir toplantıya yetiştim.Toplantı deyince ilk başta yine o saatler süren,sıkıcı,bitmek bilmeyen tartışmaların olduğu gereksiz toplantılardan biri sandım.Ama daha toplantı başlar başlamaz dağıldı bendeki kara bulutlar🙂 Çünkü bol ikramlı,oldukça eğlenceli ve çok faydalı bir toplantı oldu.En önemlisi de saçma-sapan ayrıntılarla boş yere uzatılmadı,planlanan saatte bitti.Toplantı böylesine tatlı olunca biz çıkmak istemedik:) hatta uzun zamandır görüşemediğim –bu toplantılar da olmasa hiç görüşemeyeceğim🙂 – birkaç arkadaşla ayaküstü derin sohbetlere daldık.Çıkışta da bu romantik havanın keyfini çıkararak,rengarenk çiçeklerle donanmış parkların,bahçelerin güzelliğini seyre dalarak yürüdük.Güneş yine saklansa da çiçekler sarmış her yanı,yeşillenmiş sokaklar.

 

Gerçi geçtiğimiz haftasonu güneş gülümsüyordu İzmir’e.Cumartesi günü 1 de toplantım olduğu için güzel havanın tadını çıkaramadım.Toplantıya gidinceye kadar çalışma odamıza girip kitaplığımızın en alt rafına bir çekidüzen verelim dedik.Şurada kitaplığımızı görmüştünüz.O fotoğraflarda da anlaşılacağı üzere en alttaki raf çok karışıktı.Bizde oraya renk renk kutu klasörler alıp daha düzenli hale getirmeye çalıştık.Ama biz alt rafla uğraşırken üst rafın mekanizmaları bozulup düşünce bize iş çıktı.Daha önce demiştim; “……. kitaplık bir çoğunuzun görür görmez tahmin ettiği üzere İkea Billy kitaplık.İkeanın tasarım ve renkte harika ama kalitede vasat olan ürünlerinden bir tanesi;Raflar esnedi,arkadaki sunta yamuldu vs vs işte.” Hah işte o esneyen raflardan bir tanesi sonunda düştü o gün.Ben “eyvah napcaz,ben seviyodum kitaplığımı” diye kitaplığın işi bitti zannederken benim becerikli sevdiceğim hemen tüm rafları boşaltıp kitaplığın her bir köşesini iyice çivileyerek sapasağlam bir hale soktu kitaplığı🙂 Kesinlikle eskisinden daha sağlam oldu bizim Billy🙂

Tüm kitaplarımız burada olmamasına rağmen kitaplık doldu taşıyor,yeni bir şeyler düşünmek lazım🙂
Neşeniz bol olsun…
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.